En Garip 10 Gelenek

Burada bahsettiğimiz bir çok gelenek aslında çoktan tarihe karıştı, aslına bakarsanız iyi de oldu. Bir çok geleneğin barbar ya da şeytani özellikler barındırdığını da söylemekte fayda var. Listemizde tarihin en garip geleneklerini bulabilirsiniz. Uyarı: Sadece yetişkinler içindir.

10
Geyşa
10
Geyşa ne demek? Önce bununla başlamamız gerekiyor. Öncelikle geyşalık çok büyük bir disiplin gerektiriyor. Küçük kızların Japon adetlerine göre nasıl yürümeleri, dans etmeleri ve davranmaları gerektiği katı bir şekilde tecrübeli geyşalar tarafından küçüklere öğretiliyor. Bu bir nevi erkekleri mutlu etmeyi, onlara nasıl daha iyi hizmet etmeyi öğrenmenin okulu. Bu öyle kolay bir eğitim de değil üstelik öyle her isteyen geyşa da olamıyor. Yetenek olması lazım. Şunu belirtmek isteriz eski geyşalar kesinlikle fuhuş yapmıyorlardı ama şimdikilerin yaptığına dair söylentiler de yok değil. 1900’lü yıllarda yaklaşık 25.000 geyşa vardı. 1930larda bu rakam 80.000’e kadar ulaştı. Geyşalar o dönemlerde çoğunlukla Japonya’nın eski başkenti Kyota’da yaşıyorlardı. Bugünlerde yaklaşık 10.000 geyşa yaşıyor. Tokyo’da ise sadece 100 geyşa kaldığı belirtiliyor. Aslında gerçek geyşalığı hak eden geyşaların sayısı daha bile az. Geyşalığın nasıl bir şey olduğu konusunda daha fazla bilgi almak isteyenler için bir de önerimiz var. Bir geyşa’nın anıları isimli kitabı okumanız. Bu kitabın aynı isimli bir de filmi bulunuyor.
9
Düello
Batılı Toplumların savaş alanında bile bir adalet duygusunu yansıttıkları bu gelenek 15yy’dan beri süregeliyor. Aslında bu işi dışarıda halledelimin bir başka versiyonu olan bu gelenek 2 kişi arasında yapılır. Bir kişi diğerine meydan okur ve onu düello alanına davet eder. Diğeri bu daveti kabul etmelidir ki düello olsun. Öncelikle şahitler belirlenir. Sonra silah seçimi yapılır, düellonun yaralamayla mı yoksa ölümle mi sonuçlandırılacağı kararlaştırılır. Düello’da şahitler vardır ve eğer çarpışma kurallar dahilinde yapılırsa kazanan katil değil onurlu bir kazanan olur. Düello sözcüğü Latinceden geliyor. “Duo” ve “bellum” kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşan bu kavram özünde bir şeref mücadelesi. 18.yy’a kadar kılıçlarla yapılan düellolar daha sonra silahlarla yapılmaya başlanmıştır.
8
Hadım Edilme
Şimdi sırada hadım edilme geleneği var. Bu geleneğin oluşmasının nedeni imparatorluklarda yaşayan kadınların korunması amacı ile işe alınan erkeklerin hadım edilme gereksinimi. Bu eski gelenek yüzyıllarca Ortadoğu ve Uzakdoğu’da uygulandı. İlginç olan şu ki bu gelenek Osmanlılarda 15.yy ortalarına kadar uygulanmıyordu. Hadım edilme Ortadoğu’da da, Uzak Doğu’da da, Osmanlılarda da aynı yöntemlerle uygulanıyordu. Şimdi kısaca bu yöntemlere göz atalım. Uyarıyoruz hoşunuza gitmeyecek!

1-Tamamen Traşlı ve Sandalı Yöntemi: Organları tek bir hareketle ve keskin bir bıçak ile tamamen kesilir. Yaraya kaynar yağ dökülür. Hastaya yiyecek olarak sadece süt verilir. Yaşama oranı düşüktür. Eğer hadım edilen kişi genç biri ise yaşama şansı vardır.

2-Penisi Kesilen Hadım Yöntemi: Döl verme yeteneği ve cinsel ilişki yeteneği yerindedir ama penisi yoktur. Nasıl oluyorsa artık!

3-Hadım Yöntemi: Testisleri kesilerek veya ezilerek yapılan klasik yöntem.

7
Metres Geleneği
7
Fotoğrafta bir grup metres hayatı yaşayan kadını koruyucularıyla birlikte görüyoruz ki bunlar hadım edilmiş yardımcılardır. Bu gelenek üst mertebedeki erkeklerin birlikte olduğu kadınları temsil eder. Genellikle bu üst mertebedeki erkeklerin resmi eş veya eşleri vardır. Ancak bu erkeklere sadece resmi eşler yetmediği gibi bir de sayısı birden fazla metresler eşlik eder. Metres olan kadınlar,erkeklerden tam bir koruma göremezler. Onlardan çocuk sahibi olabilirler ancak o çocukların hakkı ve değeri, gerçek eşlerinden olan çocuklarınkinden çok daha düşük ve azdır. Tarihte metres hayatı yaşamayı seçen veya çoğunlukla aileleri tarafından buna zorlanan kadınlar bunu maddi olarak bir erkeğin koruması altına girmek için yapıyorlardı. Farkında mısınız yüzyıllar boyunca çok da bir şey değişmemiş aslında. Yine adamların karıları, karılarının çocukları, adamların metresleri ve metreslerinden olan ,çok da değer görmeyen çocukları, olaylarıyla karşılaşmıyor muyuz?
6
Seppuku
6
“Seppuku” diğer bir deyişle “Harakiri” iç organlarının dışarı çıkmasını sağlayan bir tür Japon intihar yöntemi. Samuraylar eğer bir savaşta yenilirler ve hayatta kalırlarsa veya efendisine doğru hizmet edememişse bu intihar yöntemini uygularlar ve hayatlarına son verirlerdi. Aslında Seppuku uygulayan kişi Japonya’da kutsal kişi ilan edilirdi. Neden mi ? Yaşamaktan vazgeçmeyi seçebildikleri için. Aslında her samuray, seppuku yöntemini uygulamak zorunda da değildi. Bu kendi seçimleri olabileceği gibi bunu efendileri de onlardan yapmasını isteyebilirdi. Seppuku, bir tören şeklinde yapılırdı. Samuray, resmi kıyafetini giyer, en sevdiği yemeği yer ve kendi kılıcıyla iç organlarını yararak kendini öldürürdü. Bu yöntem de zaman içinde değişikliğe uğrayıp, çekilen acıyı azaltmak için samuray’ın en yakın arkadaşı, karnı kesme işleminden hemen sonra arkadaşının kafasını keserdi. Enteresan bir millet gerçekten bu Japonlar…
5
İnsanı Kurban Etme
Antik çağlarda toplumlarda tanrılara kurban etme geleneği vardı. Özellikle yıllık törenlerde bakire kızlar, genç delikanlılar kurban ediliyordu. Mayalarda ve Mısırda da bu gelenek uygulanıyordu. Kurban etme geleneği tarım, doğa ve insanların günlük yaşantısını düzene sokmak için bilemedikleri tanrıya sunulan insan kanıydı. Medeniyetlerin beşiği olarak bilinen Mezopotamya’da yaşayan bütün uygarlıklarda insan kurbanı geleneği yaygındı. Tanrıya karşı insan kurban etmenin, toprağın verimliliğini arttıracağına da inanılıyordu. Milattan önce XVII. yüzyıllara doğru iyice gelenek haline gelen ve nisan ayında kutlanan ‘Yeni Yıl Festivalleri’, insan kurbanının canlı örnekleri olarak gösterilebilir. İnsan kanı akıtma geleneğine zamanımızda çok seyrek olarak rastlanıyor hatta modern toplumlarda bu bir suç olarak görülüyor.
4
Ayak Bağlama
Çin’in bin yıllık geleneği. Ya da aslında bir Çin işkencesi mi desek . Bir rivayete göre yüzyıllar önce bir geyşa lotus çiçeğinden yapılma bir platformda küçücük ayaklarıyla dans etmiş. Böylece yeni bir güzellik ölçütü belirlenmiş Çinli kadınlar için. Küçücük ayaklara sahip olmak! İşte ayak bağlama geleneği bu şekilde başlamış. Geleneğe göre kız çocuklar 5-6 yaşlarındayken ayakları önce çeşitli bitkilerin kaynatılmasıyla elde edilen bir suyla iyice ovulurmuş. Sonra baş parmak dışındaki parmaklar, ayağın iyice altına gelecek şekilde bükülür, parmaklar bükülü haldeyken ayak uzun sargılarla iyice sarılırmış. İki günde bir ayaklar çözülür, temizlenir ve tekrar sarılırmış. Bu işlem parmaklar kırılana, ayağın altıyla birleşene kadar sürdürülürmüş. Bu eziyetin çekilmesinin nedenine gelince küçük ayak, kadın için evlenebilmenin ve sosyal hayatta saygı duyulmanın olmazsa olmaz kuralıymış. Bu gelenek 1900’lü yıllarda yasaklanmış; kadınlar çok acılar çekmiş; hatta bu gelenek bir çok genç kadının ölümüne bile sebep olmuş ama yine de hiçbirşey Çinli kadınları durduramamış. Halen Çin’de ayak bağlama geleneğini sürdüren bir çok kadın bulunuyor.
3
Sati
Hindistan’da sosyal yaşama hakim olan sapkın uygulamalar saymakla bitmeyecek kadar fazla. Her bir inanışın ise çok detaylı ritüelleri, bölgeden bölgeye değişen şekilleri var. Ancak bunların içinde en ürkütücü olanı hiç şüphesiz asırlardır yüz binlerce kadının ölümüne neden olan “sati” (suttee)geleneği. Sati geleneği Hindistan’da çok eskiden beri uygulanan bir gelenek. Bu geleneğe göre kadınlar kocalarının ölümünün ardından kendilerini yakmalıdırlar. Kadınların eşlerinin ardından kendilerini yakmalarının nedeni ise “kocalarından önce ölmemelerinin” cezalandırılmasıdır. 1829’da İngilizlerin yasakladığı sati, Hindistan hükümetinin çıkarttığı ağır yasalara rağmen, başta Madya Pradeş ve Racastan eyaletleri olmak üzere, ülkenin orta ve kuzeyindeki kırsal kesimlerde yaşayan Hindular arasında hala sürüyor. Bu ritüelde kadınlar hiçbir suçları olmaksızın canlı canlı haşlanır, bazıları iki parçaya kesilir ve diğerleri de köpeklere yem edilir. Hindu gelenekleri bu vahşi uygulamayı meşrulaştırmak için bazı açıklamalar da getirmektedir. Örneğin bazı Hindu metinlerinde “Sati’nin kadınların savaşılan düşmanların ellerine düşmesini engellemek için yapıldığı” anlatılır.
2
Mumyalama
Mumyalama geleneği çok tanrılı dinlerden kalan eski bir gelenektir. İlk örnekler Mısır‘da M.Ö. 15. yüzyılda bulundu. Mısırlılar, ölülerinin ruhlarının öteki dünyada dirilip yeniden bedenlerine döneceklerine inandıklarından bedenlerinin sağlam kalması amacıyla mumyalama işine büyük önem verirlerdi. Tahnit denen bu mumyalama yönteminde bugün ayrıntılı olarak bilinmeyen ilaçlar kullanılırdı. Ölülerin kalp ve böbrekleri dışında kalan iç organları ve beyin (özel bir aletle burundan) alınırdı. Mumyalar ya taş lahitlere ya da çürümemesi için yağlanmış tahta tabutlara konulurdu. Mısırlılar, ilaçtan başka, mumyalama işinde reçine, talaş, zift ve bez, sodyum karbonat ve yağ kullanırlardı. Mısırlılar, insandan başka, kedi, köpek gibi hayvanları da mumyaladılar. Şaman geleneklerini sürdüren birçok toplulukta görülen mumyalama geleneği, Afrika‘nın kimi yerlerinde halen sürdürülmektedir.
1
Göğe Defin
1
Tibet’te Budistler ölüleri yakmıyor ya da gömmüyor. 7. yy’dan beri süregelen geleneklerine göre ölüleri ellerindeki palalarla parçalara ayıran budist rahipler cesedi bir dağın tepesine yerleştirerek çürümeye ve sadece insan etiyle beslenen yüzlerce akbaba tarafından yenmeye terk ediyor. Kuşların yediği insanın ruhunun bu kuşlarla birlikte göklerdeki analarına gideceğine inanan Tibetli Budistler sonra da bu olayı kutluyorlar. Çin hükümeti 1960 yılında bu geleneği yasaklamıştı ancak 1980 yılında gelenek tekrar yasal hale geldi.